Çevrimiçi eğitimde ne öğreniriz

Translated by Figen Ergürbüz

Reviewed by berat güven

00:13

Çoğunuz gibi ben de şanslı insanlardan biriyim. Eğitimle çok haşır neşir bir ailede doğdum. Üçüncü nesil doktoralıyım ve her iki ebeveynim de akademisyen. Çocukluğumda, babamın üniversitedeki laboratuvarında oynardım. Bu nedenle en iyi üniversitelerden birkaçına girmem kolay oldu ve bu da bana fırsatlarla dolu bir dünyanın kapısını açtı.

00:34

Ne yazık ki dünyadaki pek çok insan bu kadar şanslı değil. Dünyanın bazı bölgelerinde, örneğin, Güney Afrika’da, eğitime erişim kolay değil. Güney Afrika’nın eğitim sistemi, ırk ayrımı döneminde beyaz azınlığa göre düzenlenmişti. Sonuç olarak bugün hâlâ, yüksek kalitede eğitim isteyen ve bunu hak eden pek çok kişiye yeterli kontenjan bulunmuyor. Bu yetersizlik, bu yıl Haziran ayında Johannesburg Üniversitesi’nde bir krize yol açtı. Üniversitedeki standart kabul işlemlerinden sonra çok az sayıda boş kontenjan kalmıştı ve üniversitenin kayıtlar için açılacağı günün gecesinde binlerce insan kapının dışında bir buçuk kilometrelik bir kuyruk oluşturdu, bu kontenjanlardan birine yerleşebilmek için sıradaki ilk kişi olmayı umuyorlardı. Kapılar açıldığında bir izdiham oldu, 20 kişi yaralandı ve bir kadın öldü. Oğlununa daha iyi bir hayat sağlamaya çalışırken hayatını kaybeden bir anneydi.

01:30

Fakat Amerika gibi dünyanın eğitimin yaygın olduğu bazı bölgelerinde bile ona erişim kolay olmayabilir. Son birkaç yıldır, sağlık hizmetlerinin artan ücretleri çok fazla tartışılıyor. İnsanların bu kadar dikkatini çekmeyen diğer şey şu; aynı dönemde,1985’ten bu yana, yüksek öğrenim ücretleri, neredeyse iki kat daha hızla, toplam %559 oranında arttı. Bu durum, eğitimi pek çok kişi için maddi olarak imkânsız kılıyor.

02:00

Sonunda, yüksek öğrenim görmeyi başaranlara da fırsat kapıları açılmayabiliyor. Birleşik Devletler’de yüksek öğrenim gören üniversite mezunlarının sadece yarısından biraz fazlası bu eğitimi gerektiren bir işte çalışıyor. Bu durum elbette en iyi üniversitelereden mezun olanlar için geçerli değil. Ancak diğer pek çok kişi harcadığı zamanın ve çabalarının karşılığını alamıyor.

02:26

Gazeteci Tom Friedman, New York Times’daki son köşe yazısında, hiç kimsenin yapamayacağı bir şekilde, çabalarımızın ardındaki ruhu yakaladı. Büyük ilerlemelerin, yapılmasına şiddetle ihtiyaç duyulan şeyle, yapılması birdenbire mümkün olan şeyin buluştuğu anlarda gerçekleştiğini yazdı. Şiddetle ihtiyaç duyulan şeyi söyledim. Birdenbire mümkün olan şey hakkında konuşalım.

02:45

Aniden mümkün olan şey, her birine 100.000 veya daha fazla kişinin kaydolduğu üç büyük Stanford dersiyle ispatlandı. Daha iyi anlamak için bu derslerden biri olan, meslektaşım ve ortak kurucumuz Andrew Ng tarafından verilen Makine Öğrenmesi dersine göz atalım. Andrew, en büyük Stanford derslerinden birini veriyor. Bu Makine Öğrenmesi dersine her açıldığında 400 kişi kaydoluyordu. Andrew, Makine Öğrenme dersini halka açık vermeyi düşündüğünde 100.000 kişi kayıt yaptırdı. Bu sayıyı şöyle düşünelim, Andrew’ın, Stanford’da ders vererek aynı sayıda öğrenciye ulaşması 250 yılını alacaktı ve tabii ki bundan çok sıkılacaktı.

03:27

Bunun etkisini görünce, Andrew ve ben en üst kalitede bir eğitimi mümkün olduğunca fazla kişiye ulaştırmak için çaba sarf etmemiz ve çıtayı yükseltmemiz gerektiğine karar verdik. Bu nedenle, hedefi en iyi üniversitelerdeki en iyi eğitmenlerden en iyi dersi sağlamak ve bunu dünyadaki herkese ücretsiz sunmak olan Coursera’yı kurduk. Şu anda bu platformda, dört üniversiteden çeşitli dallarda 43 ders var ve kısaca nasıl bir şey olduğunu açıklamama izin verin.

04:00

(Video) Robert Ghrist: Kalkülüs’e hoş geldiniz.

04:02

Ezekiel Emanuel: 50 milyon kişi sigortasız.

04:04

Scott Page: Modeller daha etkili kurumlar ve politikalar tasarlamamıza yardım eder. İnanılmaz bir ayrımcılığa uğruyoruz.

04:09

Scott Klemmer: Yani, Bush gelecekte kafanızın tam ortasına bir kamera takacağınızı hayal etti.

04:14

M.Duneier: Mills sosyoloji öğrencilerinden zihin kalitesini geliştirmesini ister…

04:18

RG: Sarkan kablo hiperbolik bir kosinüs şeklini alır.

04:21

Nick Parlante: Görüntüdeki her piksel için kırmızıyı sıfıra ayarlayın.

04:24

Paul Offit: Aşı, çocuk felci virüsünü ortadan kaldırmamızı sağladı.

04:28

Dan Jurafsky: Lufthansa kahvaltı ve San Jose’ mi servis ediyor? Bu komik geliyor.

04:31

Daphne Koller: Bu, seçtiğiniz para ve bu da iki yazı tura.

04:35

Andrew Ng: Büyük ölçekli makine öğrenmesinde bilgisayımsal bir şeyle..

04:39

(Alkışlar)

04:44

Pek şaşırtıcı gelmese de bu bize gösteriyor ki öğrenciler en iyi üniversitelerdeki en iyi içeriğe ücret ödemeden ulaşmayı seviyor. Şubatta web sitesini açtığımızdan beri 190 ülkeden 640.000 öğrenciye ulaştık. 1,5 milyon kayıtlı kullanıcımız var, bugüne kadar başlatmış olduğumuz 15 derste 6 milyon sınav tamamlandı ve 14 milyon kez video izlendi.

05:08

Ancak bu sadece rakamlar değil, insanlarla da ilgili. Örneğin, Hindistan’da küçük bir kasabada yaşayan Akash bu olmasaydı, Stanford kalitesinde bir derse asla erişemezdi ve buna parası asla yetmezdi. Ya da geri dönüp yüksek lisansını tamamlamak için bilgilerini tazelemek isteyen iki çocuk sahibi bekâr bir anne olan Jenny. Veya bağışıklık yetmezliği yüzünden evine mikrop getirme korkusuyla kızını riske atmak istemeyen ve bu sebeple evden ayrılamayıp okula gidemeyen Ryan gibi. Söylemekten mutluyum, geçenlerde Ryan’la yazıştık, hikâyesi mutlu sonla bitti. Shannon bebek, sol taraftaki, şimdi çok daha iyi ve Ryan derslerimizden bazılarını alarak bir işe girdi.

05:52

Peki bu dersleri bu kadar farklı kılan nedir? Öncelikle, çevrim içi ders içeriği bir süredir kullanılabilir durumda. Bizi farklı kılan şey, bunun gerçek ders deneyimi olması. Belirli bir günde başladıktan sonra öğrenciler videoları haftalık olarak izleyip ev ödevleri yapar. Ve bunlar gerçek bir teslim tarihi olan gerçek bir not verilen gerçek ödevler olur. Son teslim tarihleri ve kullanım yoğunluğu grafiğine bakın. Bunlar erteleme alışkanlığının küresel bir olgu olduğunu gösteren zirveler.

06:22

(Gülüşmeler)

06:24

Kurs bitiminde ise öğrenciler sertifikalarını alır. Bu sertifikayı potansiyel bir işverene sunabilirler ve daha iyi bir iş bulabilirler ve bunu yapan birçok öğrenci biliyoruz. Bazı öğrenciler ise sertifikalarını aldılar ve bunu gerçek üniversite kredisi için kayıtlı oldukları eğitim kurumuna sundular. Dolayısıyla bu öğrenciler, harcadıkları zaman ve emek karşılığında gerçekten önemli bir şey kazanıyorlar.

06:46

Bu derslerin bazı özelliklerinden birazcık bahsedelim. İlk özellik, fiziksel bir sınıfın kısıtlamalarından uzaklaşıp içeriği belirgin olarak çevrim içi formata göre tasarladığınızda, örneğin, bir saatlik yekpare dersi bölebiliyorsunuz. Materyali, örneğin her biri 8 ila 12 dakikalık, tutarlılığı olan kısa modüler birimlere bölebilirsiniz. Öğrenciler bu materyali, kendi temelleri yetenekleri veya ilgi alanlarına göre farklı biçimde tekrar inceleyebilirler. Örneğin bazı öğrenciler, diğer öğrencilerin hazırlık materyallerinden yararlanabilirler. Başka öğrenciler ise, kişisel tercihleri gereği belirli bir konuyla derinlemesine ilgilenebilir. Dolayısıyla bu format, tek tip eğitim modelinden uzaklaşıp öğrencilerin çok daha kişiselleştirilmiş bir müfredat izlemelerine olanak tanır.

07:41

Tabii ki eğitimciler olarak hepimiz biliyoruz ki öğrenciler sadece pasif bir şekilde video izleyerek öğrenmez. Bu girişimin belki de en temel bileşenlerinden biri öğrencilerin konuyu iyi anlamaları için materyal ile alıştırma yapmalarına gerek görmemizdir. Bunun önemini gösteren bir dizi çalışma yapılmıştır. Örneğin, geçen yıl Science Dergisi’ndeki yazı öğrencilerin öğrendikleri konularda yaptığı basit bir tekrar alıştırmasının bile girilen başarı sınavlarının sonucunu diğer birçok eğitim uygulamasına göre çok daha fazla iyileştirdiğini söylüyor.

08:19

Platforma tekrarlama alıştırması ve çeşitli alıştırma formları dahil etmeye çalışıyoruz. Örneğin, bizim videolarımız sıradan videolar değil. Birkaç dakikada bir video duraklıyor ve öğrencilere soru soruluyor.

08:32

(Video) SP: Şu dört şey. Beklenti teorisi, hiperbolik indirgeme, statüko ön yargısı, taban değer ön yargısı. Hepsi ayrıntılı araştırılmıştır. Yani, hepsinin rasyonel davranıştan sapma olduğu da belgelenmiştir.

08:42

DK: Video burada duruyor ve öğrenci kutuya cevabı yazıyor sonrada gönderiyor. Belli ki dikkat etmiyorlardı.

08:48

(Gülüşmeler)

08:49

Şimdi tekrar deniyorlar ve bu sefer doğru yaptılar. Arzu ederlerse isteğe bağlı açıklama da var. Ve şimdi video dersin bir sonraki bölümüne geçiyor. Bu basit bir soru, öğretmen olarak benim de sınıfta sorabileceğim tarzda bir soru ama ben bu tarz bir soruyu sınıfta sorduğumda, öğrencilerin %80’i en son söylediğim şeyi kâğıda karalamakla uğraşıyor, %15’i Facebook’a dalmış oluyor ve en ön sırada cevabı kimsenin düşünmesine fırsat vermeden söyleyiveren çok bilmiş var, ben de öğretmen olarak birinin cevabı bilmesinden son derece mutlu oluyorum ve sonra ders devam ediyor, gerçekten, öğrencilerin çoğu soru sorulduğunu bile fark etmiyor. Burada, her bir öğrencinin kendini konuya vermesi şart.

09:34

Tabii ki bu pekiştirme, tekrarlama soruları hikâyenin tamamı değil. Birinin buraya daha anlamlı alıştırmalar eklemesi ve birinin de öğrencilere sorular için geri dönüşler sağlaması gerekli. 10.000 öğretim görevlin yoksa 100.000 öğrencinin sınavını nasıl okur ve not verirsin? Cevap; bunu senin yerine yapması için teknolojiyi kullanman gerekir. Neyse ki teknoloji bir hâyli yol kat etti ve bir dizi ilginç ev ödevine not verebiliyoruz. Çoktan seçmeli ve videoda gördüğünüz kısa cevaplı sorulara ek olarak, matematik, matematiksel ifade ve matematiksel türevleri de notlandırabiliyoruz. Gerek işletme sınıfındaki finansal modeller olsun, gerekse bilim veya mühendislik sınıfındaki fiziki modeller olsun, modelleri de notlandırabiliyoruz. Ayrıca bazı oldukça gelişmiş programlama ödevlerini de notlandırabiliyoruz.

10:22

Sizlere aslında basit ama görselliği yüksek bir örnek göstereyim. Bu Standford Üniversitesi’nin Bilgisayar Bilimi 101 dersinden. Öğrencilerden resimdeki bulanık kırmızı görüntüyü düzeltmesi iseniyor. Tarayıcıya kendi programlarını yazıyorlar ve görüyorsunuz ki pek beceremediler, Özgürlük Heykeli’ni hâlâ deniz tutuyormuş gibi. Ve sonra öğrenciler tekrar denediler, bu defa doğru yaptılar, doğru yaptıkları söylendi ve şimdi diğer soruya geçebilirler. Öğrenciler için materyal ile aktif olarak etkileşimde olma ve yanlış ya da doğru yaptıklarının söylenmesi öğrenmeleri açısından oldukça önemli.

10:52

Şimdilik tabii ki birinin tüm dersler için ihtiyaç duyduğu çalışma alanını notlandıramıyoruz. Özellikle eksik olan şey, beşeri bilimler, sosyal bilimler, işletme ve diğer alanlarda fazlasıyla önemli olan eleştirel düşünme çalışmalarıdır. Örneğin, insani bilimler ve edebiyat fakültesini, çoktan seçmelinin kötü bir strateji olmadığına ikna etmeye çalıştık. Gerçekten iyi gitmedi.

11:14

Bu yüzden farklı bir çözüm üretmek zorunda kaldık. Sonunda bulduğumuz çözüm akran puanlamasıydı. Sadler ve Good gibi önceki araştırmalar, akran puanlamasının tekrarlanabilir notlar sağlamada şaşırtıcı derecede etkili bir strateji olduğunu ortaya koymuştur. Sadece küçük sınıflarda denendi ancak burada görüldü ki, y ekseni üzerinde sınıflandırılmış bir öğrenci ile x ekseni üzerinde sınıflandırılmış bir öğretmen aslında fazlasıyla birbirleri ile doğru orantılı. En şaşırtıcı olan kısım kendini derecelendirme, yani öğrencinin kendi çalışmasını eleştirel olarak notlandırdığı kısım, -onları düzgün şekilde teşvik ederseniz, kendilerine mükemmel puanlar veremezler- notlar aslında öğretmenlerin notlarıyla dahada ilintililer. Ve bu gerçekten iyi bir stratejidir, derecelendirme ölçeği için kullanılabilir ve öğrenciler için de yararlı bir öğrenme stratejisidir, çünkü aslında onlar deneyimlerinden bir şeyler öğrenirler. Şunu söylemeliyim ki, birbirlerinin çalışmalarını derecelendirdiği ve oldukça başarılı olan on binlerce öğrenciyle şimdiye kadar geliştirilmiş en büyük akran derecelendirme ağına sahibiz.

12:13

Ama bu sadece odalarında oturup problemlerle uğraşan öğrencilerle ilgili değil. Derslerimizin her birinde, bir öğrenci topluluğu ve paylaşılan entellektüel çabanın etrafında küresel bir insan topluluğu oluştu. Burada gördüğünüz, Princeton Sosyoloji 101 sınıfı öğrenciler tarafından oluşturulan bir harita ve burada kendilerini bir dünya haritasına yerleştirmişler. Bu tür bir çabanın küresel boyutunu gözlemleyebilirsiniz.

12:36

Öğrenciler bu derslerde farklı şekillerde iş birliği yaparlar. Her şeyden önce, öğrencilerin soru gönderdiği ve diğer öğrencilerin cevapladığı bir soru-cevap forumu var. Gerçekten şaşırtıcı olan şeyse, çok sayıda öğrenci olduğundan biri dünyanın herhangi bir yerinde sabahın saat 3’ünde biri soru sorduğunda, başka bir yerde uyanık ve aynı problem üzerinde çalışan başka biri olacağı anlamına geliyor. Yani, derslerin çoğunda, soru-cevap sayfasındaki bir soruya ortalama yanıt süresi 22 dakikaydı. Ki bu da benim Stanford öğrencilerime asla veremeyeceğim seviyede bir hizmet.

13:14

(Gülüşmeler)

13:15

Öğrencilerin referanslarından da görebileceğiniz üzere öğrenciler birbirleriyle bu büyük çevrim içi topluluk aracılığıyla fiziksel sınıf bağlamında yaptıklarından daha derin ve çeşitli şekillerde bağlantılar kurdular. Öğrenciler ayrıca bizim herhangi bir müdahalemiz olmadan çalışma grupları kuruyor. Bunların bazıları coğrafi zorluklara rağmen, problemler üzerinde çalışmak için haftada bir buluşan fiziksel gruplardı. Bu, San Francisco çalışma grubu ama her biri dünyanın farklı yerinden. Diğer gruplarsa bazen dil hatları veya kültürel hatlar boyunca oluşan sanal çalışma gruplarıydı ve orada, sol altta, insanların açıkça diğer kültürlerden insanlarla bağlantı kurmak istediği çok kültürlü evrensel çalışma grubumuzu görüyorsunuz.

14:00

Bu tür bir yapıdan elde edebileceğiniz bazı muazzam fırsatlar var. Birincisi, bize insan öğrenmesini anlamada benzeri görülmemiş bir bakış açısı verme potansiyeline sahip olmasıdır. Çünkü buradan toplayabileceğimiz veriler benzersizdir. Her tıklamayı, her ev ödevi teslimini, on binlerce öğrenciden gelen her forum yazısını toplayabilirsiniz. Böylece, insan öğrenmesi çalışmalarını, hipotez temelli moddan, örneğin biyolojide devrim yaratan bir dönüşüm olan veri tabanlı moda dönüştürebilirsiniz. Bu verileri ‘ Etkili olan ve olmayan öğrenme stratejileri nelerdir? ‘ gibi temel soruları anlamak için kullanabilirsiniz. Belirli derslerin bağlamına dayanarak ise şöyle sorular sorabilirsiniz, örneğin, derslerde sık sık yanlış anlaşılan şeyler nelerdir ve biz öğrencilere bunları düzeltmede nasıl yardımcı oluruz?

14:54

Burada yine Andrew’un Makine Öğrenmesi dersinden bir örneğe bakalım. Bu Andrew’un ödevine verilen yanlış cevapların bir dağılımı. Cevaplar rakam çiftleri olarak dağılmış, bu sayede iki boyutlu bir şema üzerinde gösterilebiliyor. Her bir çarpı işareti farklı bir yanlış cevabı temsil ediyor. Yukarıdaki büyük çarpı işareti ise 2.000 öğrencinin verdiği aynı yanlış cevabı temsil ediyor. Şimdi, eğer 100 kişilik bir sınıfta 2 kişi aynı yanlış cevabı verseydi bunu asla fark edemezdiniz. Ama 2.000 öğrenci aynı yanlış cevabı verdiğinde bunu kaçırmak bir hâyli güç. Andrew ve öğrencileri bazı ödevleri gözden geçirerek bu yanlış anlaşılmanın neden kaynaklandığını buldu. Ardından bu yanlış cevaba göre bir uyarı mesajı hazırlayarak Aynı yanlışı yapan öğrencilerin bu yanlışlarını daha verimli bir şekilde düzeltebilecekleri kişisel bir geri bildirim almalarını sağladılar.

15:49

Bu kişiselleştirme ancak bu denli büyük rakamlara ulaşıldığında başarılabilir Kişiselleştirme muhtemelen en büyük avantajlarımızdan biri ve bize 30 yıllık bir problemi çözme potansiyeli sağlıyor. Eğitim bilimci Benjamin Bloom 1984’te, 3 farklı popülasyonu inceleyerek 2 sigma problemini ortaya attı. Birincisi ders tabanlı öğrenim gören bir popülasyondu. İkincisi ise yine ders tabanlı; ancak uzmanlık yaklaşımı gözetilerek öğrenim gören popülasyondan oluşuyordu. Yani öğrenciler bir konuda uzmanlaşmadan diğer bir konuya geçemiyordu. Ve son olarak, özel öğretmen yardımıyla birebir öğrenim gören öğrencilerden oluşan bir popülasyon vardı. Uzmanlık bazlı öğrenen popülasyonun standart sapması yüksekti ve bir sigma kazandırıyordu. Diğer ders tabanlı öğrenen gruptan daha iyi performans veriyordu. Özel öğrenme yöntemi ise performansta 2 sigma artış sağlıyordu.

16:49

Bunu daha iyi anlamak için, ders tabanlı öğrenen sınıfa bakalım ve medyan performansı eşik olarak alalım. Yani ders tabanlı bir sınıfta, öğrencilerin yarısı bu seviyenin üstündeyken yarısı altında. Özel öğrenme yönteminde ise böğrencilerin %98’lik bir kısmı bu eşiğin üzerinde. Öğrencilerimizin %98’ine ortalamanın üzerinde öğretebildiğimiz bir sistem düşünün. Bu nedenle 2 sigma problemi de.

17:16

Çünkü toplum olarak her öğrenciye özel bir öğretmen sağlayamayız ama belki de her öğrenciye bir akıllı telefon veya bilgisayar imkânı sağlayabiliriz. Şimdi soru şu, teknolojiyi, grafiği sol taraftaki mavi eğriden itibaren sağ tarafa doğru yeşil eğri ile birlikte itmesi için nasıl kullanabiliriz. Bilgisayar kullanarak uzmanlık kazanmak kolaydır; çünkü bilgisayarlar size aynı videoyu 5 defa göstermekten yorulmaz. Daha önce size gösterdiğim örneklerde de gözlemlediğimiz üzere bilgisayarlar aynı çalışmayı tekrar tekrar değerlendirmekten bile yorulmaz. Kişiye özel müfredat programı ve size daha önce gösterdiğim kişiye özel geri bildirim yöntemi ile kişiselleştirilmiş eğitimin başlangıcını gözlemliyoruz. Buradaki amaç deneyerek yeşil eğriye ne kadar yaklaşabileceğimizi görmek.

18:04

Peki bu sistem bu kadar iyiyse, şimdiki üniversiteler modası geçmiş kurumlar mı? Galiba, Mark Twain kesinlikle böyle düşünüyordu. Mark Twain, ” Üniversiteler, profesörün ders notlarının öğrencinin ders notlarına ikisinin de beynini pas geçerek doğrudan gittiği kurumlardır” demişti.

18:20

(Gülüşmeler)

18:23

Ben Mark Twain’e maalesef katılmıyorum. Bence o üniversiteleri değil de üniversitelerin üzerine çok zaman ayırdığı ders bazlı sistemi eleştiriyordu. Daha da geriye “Akıl doldurulması gereken bir tas değil, ateşlenmesi gereken bir tahtadır.” diyen Plutarch’a gidelim. Belki de öğrencilerin aklını içerikle doldurmak yerine onların yaratıcılığını, hayal gücünü ve problem çözme yeteneklerini onlarla iletişim kurarak alevlendirmeliyiz.

18:55

Peki bunu nasıl yapacağız? Elbette, sınıflarda aktif öğrenme teknikleri kullanarak. Bizim çalışmamızla birlikte birçok çalışma gösteriyor ki öğrenciler ile etkileşim hâlinde, aktif öğrenme teknikleri kullanıldığında performans her alanda artış gösteriyor. — Katılımda, etkileşimde ve standartlaştırılmış bir testte ölçüldüğü üzere öğrenmede. — Bu çalışmada görüldüğü üzere başarım puanları neredeyse ikiye katlanıyor. Belki de üniversitelerde bu şekilde çalışıyor olmalıyız.

19:23

Özetlemek gerekirse, dünyanın her köşesine üst düzey eğitimi ücretsiz sunabilseydik bu ne işe yarardı? 3 şeye. İlk olarak eğitim dünyanın her bir köşesinde gerekli ilgi ve donanıma sahip insanların kendileri ve içinde bulundukları toplumu daha iyi bir hâle getirebilecek donanımı edinebilecekleri temel bir hak hâline gelirdi.

19:45

İkincisi, hayat boyu öğrenme imkânı sunardı. Birçok insan için öğrenimin lise veya yüksek öğrenimden sonra bitmesi çok yazık. Bu sistem sayesinde ister hayatınızı değiştirmek ister ufkunuzu genişletmek için olsun istediğiniz zaman yeni bilgilere erişim sağlayabileceksiniz.

20:03

Ve son olarak, bu sistem bir yenilik dalgası getirebilir; çünkü parlak zekâlar herhangi bir yerde olabilir. Belki de bir sonraki Albert Einstein ya da Steve Jobs Afrika’nın ücra bir köyünde yaşıyor. Ve biz bu insanlara eğitim sunabilirsek dünyayı hepimiz için daha iyi bir yer hâline getirebilecek yeniliklere imza atabilirler.

20:22

Çok teşekkür ederim.

20:24

(Alkışlar)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir